Hürmüz'de Ne Kaybedilir, Ne Kazanılır?
Tarihte imparatorlukların yıkılış anlarına bakıldığında, çoğu zaman tek bir muharebe değil, tek bir sembolik yenilgi dönüm noktası olmuştur. 1956'da İngiltere Süveyş Kanalı'nda askeri olarak yenilmedi; geri çekilmek zorunda bırakıldı. Bu farkın kendisi yeterliydi — ve dünya bunu anında okudu.
Bugün Hürmüz Boğazı, benzer bir okuma anının eşiğinde duruyor.
Boğazın Ağırlığı
Dünya petrol ticaretinin yüzde yirmi ila yirmi beşi Hürmüz'den geçiyor. Bu rakamın ne anlama geldiğini somutlaştırmak gerekirse: Japonya'nın, Güney Kore'nin ve Hindistan'ın enerji ithalatının büyük bölümü bu dar boğazdan akıyor. ABD'nin Körfez'deki askeri lojistiği de dahil. Boğaz kapandığında ya da güvensiz hale geldiğinde, bu bir fiyat artışı haberi değil, küresel ekonominin nefes borusunun tıkanması anlamına gelir.
İngiltere için Süveyş bu denli kritikti, çünkü Hindistan'a açılan kapıydı. Boğazı kim kontrollerse, İngiliz imparatorluğunun can damarını kim tutuyorsa oydu. Mısır'ın kanalı millileştirmesi tek başına askeri bir tehdit değildi; sembolik olarak "artık siz değil, biz karar veriyoruz" demekti. ABD ve Sovyet baskısı karşısında İngiltere'nin geri adım atması ise o mesajı dünyaya tescil ettirdi.
İran'ın Hesabı
İran'ın askeri kapasitesini ABD ile kıyaslamak anlamsız — zaten İran böyle bir kıyaslamaya girmiyor. Asimetrik savaşın mantığı farklı çalışır: güçlü tarafın gücünü sarf etmesini sağla, süreci uzat, maliyeti yükselt, karşı tarafın halkını ve siyasetçilerini yıldır.
Vietnam bu stratejinin en bilinen örneği. Irak ve Afganistan da. ABD her ikisinde de savaş alanını kaybetmedi; ama her ikisinden de çekildi. Çünkü demokratik toplumlarda kamuoyunun savaş toleransı sınırlıdır. Özellikle ekonomik baskı hissedildiğinde — benzin fiyatları, enflasyon, seçim kaygıları — bu tolerans çok daha hızlı erir.
İran'ın stratejisi basit bir formüle dayanıyor: kendi halkına fedakarlığı ve zaferi sat, karşı tarafa acıyı ve maliyeti sat. Kendi cephesinde intikam, onur ve tarihsel haklılık anlatısı işliyor; karşı cephede ise pompa fiyatları ve asker kayıpları.
Süveyş Benzetmesi Nereye Kadar Tutarlı?
Benzetme güçlü ama birkaç önemli farkı görmezden gelmemek gerekir.
İngiltere 1956'da zaten gerileme sürecindeydi. İki Dünya Savaşı'nın yarattığı borç yükü, sömürgelerdeki bağımsızlık hareketleri ve ABD'nin yükselen hegemonyası — Süveyş bunları başlatmadı, görünür kıldı. Yani kriz bir nedenin değil, bir sonucun işaretiydi.
ABD için Hürmüz senaryosu farklı bir bağlamda gelişiyor. Amerikan hegemonyası zaten çok kutuplu bir dünyanın baskısı altında — Çin'in yükselişi, doların rezerv para birimi olarak sorgulanması, NATO içindeki gerilimler. Hürmüz'deki bir başarısızlık bu süreci başlatmaz ama ivmesini ciddi biçimde artırabilir.
Öte yandan ABD'nin İngiltere'den farkı, 1956'daki İngiltere'nin arkasında duran bir patronunun olmasıydı: ABD. Bugün ABD'nin arkasında durup "geri çekil" diyecek bir güç yok — bu hem avantaj hem de tuzak.
Asıl Soru: Kontrol Ne Demek?
"ABD kontrolü sağlarsa" cümlesi, aslında içinde en çok muğlaklık barındıran kısım. Hürmüz'de kontrol, İran'ı yok etmek anlamına gelmiyor — zira İran'ın füze kapasitesi, vekil ağları ve bölgesel etki alanı düşünüldüğünde bu, bitmesi son derece güç bir çatışmayı başlatır. Kontrol, boğazda ticaret gemilerinin güvenle geçebildiği ve hiçbir tarafın geçişi tek taraflı engelleyemediği bir denge anlamına geliyor.
O dengeyi korumak, ABD'nin bugün sahip olduğu askeri kapasiteyle mümkün — ama maliyeti sıfır değil. Ve asıl tartışma da burada başlıyor: o maliyeti ödemeye hazır mısınız, ne kadar süreyle?
Hürmüz bir savaş alanından çok bir sabır testi. Ve tarih, sabır testlerinde büyük güçlerin sandığından çok daha kırılgan olduğunu defalarca gösterdi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder