iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2026 Cumartesi

Savaştan Önce ve Sonra: İran'ın Değişen Konumu

Rakamlar ve olgular bazen uzun analizlerden daha keskin konuşur. Bu metindeki "savaştan önce / şimdi" karşılaştırması tam da bu yüzden dikkat çekici — İran'ın bölgesel konumunun nasıl dönüştüğünü somut biçimde ortaya koyuyor.




Ne Değişti?

Güç projeksiyonu açısından İran, çatışma öncesinde bölgesel etkisini daha temkinli ve sınırlı kullanıyordu. Bugün ise Husiler, Hizbullah ve Irak'taki vekil güçler aracılığıyla ABD müttefiklerini doğrudan hedef alıyor ve bu tutumundan geri adım atmıyor.

Petrol geliri meselesinde tablo daha da çarpıcı. Yaptırımlar teoride hâlâ geçerli ama Washington'ın "sınırlı" kısıtlamaları fiilen gevşetmesi, Tahran'ın petrol satışlarını sürdürmesinin önünü açtı. Paranın "bir şekilde zor" akacağına dair güvenceler ise pratikte pek bir şeyi değiştirmiyor.

Hürmüz Boğazı meselesi belki de en somut güç kaymasını temsil ediyor. Hindistan ve Japonya gibi ABD'nin yakın ortakları, gemilerinin güvenli geçişi için Tahran'dan fiilen onay alıyor. Bu bir nezaket değil, siyasi nüfuzun pratik ifadesi.

Rejim değişikliği senaryosu ise artık gündemden düşmüş durumda. ABD yönetimi içinden gelen değerlendirmeler bile bunun yakın vadede gerçekleşebilir bir hedef olmadığını açıkça gösteriyor.


"Kazanmak" Ne Demek?

Metnin en sert sorusu bu. ABD'nin bu çatışmayı askeri olarak kazanamayacağını söylemek doğru olmaz — kapasitesi tartışılmaz. Ama "kazanmak" kelimesinin içinin ne ile doldurulduğu, maliyetin kime yükleneceği ve hangi stratejik amaca hizmet edeceği hâlâ belirsiz.

Bu belirsizliğin ortasında kalan ise sivil hayatlar. Metin bunu sert ama yerinde bir şekilde söylüyor: masum insanlar, net bir stratejisi olmayan bir operasyon ile bir terör rejimi arasında sıkışmış durumda.


Sonuca Dair

Metnin vardığı noktayı özetlemek gerekirse: bu tür çatışmalar ateş gücüyle değil, müzakere masasında kapanıyor. Tarih bunu defalarca gösterdi — Vietnam, Afganistan, Irak. Sonuç her seferinde diplomatik bir çerçeveye sığdırıldı, savaş alanında ilan edilen bir zaferle değil.

İran meselesinde de farklı bir sonuç beklemek için elimizde güçlü bir neden yok. Asıl soru şu: diplomasiye ne zaman ve hangi koşullarda geçilecek — ve o noktaya gelindiğinde masaya kim ne getiriyor olacak?

17 Mart 2026 Salı

Hürmüz'de Ne Kaybedilir, Ne Kazanılır?

 

Hürmüz'de Ne Kaybedilir, Ne Kazanılır?

Tarihte imparatorlukların yıkılış anlarına bakıldığında, çoğu zaman tek bir muharebe değil, tek bir sembolik yenilgi dönüm noktası olmuştur. 1956'da İngiltere Süveyş Kanalı'nda askeri olarak yenilmedi; geri çekilmek zorunda bırakıldı. Bu farkın kendisi yeterliydi — ve dünya bunu anında okudu.

Bugün Hürmüz Boğazı, benzer bir okuma anının eşiğinde duruyor.




Boğazın Ağırlığı

Dünya petrol ticaretinin yüzde yirmi ila yirmi beşi Hürmüz'den geçiyor. Bu rakamın ne anlama geldiğini somutlaştırmak gerekirse: Japonya'nın, Güney Kore'nin ve Hindistan'ın enerji ithalatının büyük bölümü bu dar boğazdan akıyor. ABD'nin Körfez'deki askeri lojistiği de dahil. Boğaz kapandığında ya da güvensiz hale geldiğinde, bu bir fiyat artışı haberi değil, küresel ekonominin nefes borusunun tıkanması anlamına gelir.

İngiltere için Süveyş bu denli kritikti, çünkü Hindistan'a açılan kapıydı. Boğazı kim kontrollerse, İngiliz imparatorluğunun can damarını kim tutuyorsa oydu. Mısır'ın kanalı millileştirmesi tek başına askeri bir tehdit değildi; sembolik olarak "artık siz değil, biz karar veriyoruz" demekti. ABD ve Sovyet baskısı karşısında İngiltere'nin geri adım atması ise o mesajı dünyaya tescil ettirdi.


İran'ın Hesabı

İran'ın askeri kapasitesini ABD ile kıyaslamak anlamsız — zaten İran böyle bir kıyaslamaya girmiyor. Asimetrik savaşın mantığı farklı çalışır: güçlü tarafın gücünü sarf etmesini sağla, süreci uzat, maliyeti yükselt, karşı tarafın halkını ve siyasetçilerini yıldır.

Vietnam bu stratejinin en bilinen örneği. Irak ve Afganistan da. ABD her ikisinde de savaş alanını kaybetmedi; ama her ikisinden de çekildi. Çünkü demokratik toplumlarda kamuoyunun savaş toleransı sınırlıdır. Özellikle ekonomik baskı hissedildiğinde — benzin fiyatları, enflasyon, seçim kaygıları — bu tolerans çok daha hızlı erir.

İran'ın stratejisi basit bir formüle dayanıyor: kendi halkına fedakarlığı ve zaferi sat, karşı tarafa acıyı ve maliyeti sat. Kendi cephesinde intikam, onur ve tarihsel haklılık anlatısı işliyor; karşı cephede ise pompa fiyatları ve asker kayıpları.


Süveyş Benzetmesi Nereye Kadar Tutarlı?

Benzetme güçlü ama birkaç önemli farkı görmezden gelmemek gerekir.

İngiltere 1956'da zaten gerileme sürecindeydi. İki Dünya Savaşı'nın yarattığı borç yükü, sömürgelerdeki bağımsızlık hareketleri ve ABD'nin yükselen hegemonyası — Süveyş bunları başlatmadı, görünür kıldı. Yani kriz bir nedenin değil, bir sonucun işaretiydi.

ABD için Hürmüz senaryosu farklı bir bağlamda gelişiyor. Amerikan hegemonyası zaten çok kutuplu bir dünyanın baskısı altında — Çin'in yükselişi, doların rezerv para birimi olarak sorgulanması, NATO içindeki gerilimler. Hürmüz'deki bir başarısızlık bu süreci başlatmaz ama ivmesini ciddi biçimde artırabilir.

Öte yandan ABD'nin İngiltere'den farkı, 1956'daki İngiltere'nin arkasında duran bir patronunun olmasıydı: ABD. Bugün ABD'nin arkasında durup "geri çekil" diyecek bir güç yok — bu hem avantaj hem de tuzak.


Asıl Soru: Kontrol Ne Demek?

"ABD kontrolü sağlarsa" cümlesi, aslında içinde en çok muğlaklık barındıran kısım. Hürmüz'de kontrol, İran'ı yok etmek anlamına gelmiyor — zira İran'ın füze kapasitesi, vekil ağları ve bölgesel etki alanı düşünüldüğünde bu, bitmesi son derece güç bir çatışmayı başlatır. Kontrol, boğazda ticaret gemilerinin güvenle geçebildiği ve hiçbir tarafın geçişi tek taraflı engelleyemediği bir denge anlamına geliyor.

O dengeyi korumak, ABD'nin bugün sahip olduğu askeri kapasiteyle mümkün — ama maliyeti sıfır değil. Ve asıl tartışma da burada başlıyor: o maliyeti ödemeye hazır mısınız, ne kadar süreyle?

Hürmüz bir savaş alanından çok bir sabır testi. Ve tarih, sabır testlerinde büyük güçlerin sandığından çok daha kırılgan olduğunu defalarca gösterdi.

ABD Borsasından Temettü Alan Türk Yatırımcılar İçin Vergi Rehberi

ABD borsalarına yönelen Türk yatırımcıların sayısı her yıl artıyor. SCHD, VYMI, JEPQ gibi yüksek temettü verimliliğine sahip ETF'ler öz...